Benimki miske.
Biri mutlak bir sonun
Başlangıcını resmediyor,
Diğeriyse mutlak bir başlangıcın
Sonunu.
Maya Angelou
Ne dar sokaklarda yolumu bilirim, ne sokakların neden daraldığını. Yolsuzum, her sözlükte, her dilde. Güneş ve ay benim sırtımda. Zaman benim nefesimle sayılır, uzam bastığım yer kadardır. Hepsi yoldur ve bir parça tozludur. Bir yıldızın tozudur bu, ölmüş, cüce bir yıldızın.
Kemerler ve sarnıçlar kardeştir, bir Moğol bakiresi analarının koynunda kavuşurlar. Su biter, ana ölür, öksüzlük başlar. Biri iskelelerin kucağında çürür, diğerinin bağrını çok silindirli otomobiller delip geçer. Zaman güzelleştirir mi, çürütür mü, bilinmez.
Susuz kemerin bağrına hamasetin çivilerinin çakılmamıştı henüz, otomobil seslerine Diyojen'in kahkahaları ve damacıların masaya vurduğu taşların tok sesleri eşlik ederdi. Kaçak çay kokuları Atatürk Bulvarı'na doğru inceden yayılır, sakatat kokusuna karışırdı. Bir gün Diyojen sustu, hayaleti bile sustu. Yerinden çatlayan ayınlar, hırlayan heler yükseldi. Damacılar asmayı kesti. Zaman bir kez daha kayboldu. Güzelim Şehzadebaşı'ndan çirkin bir sala yükseldi, tüm ufku kapattı. Dilkeşhaveranın yerini kararsız bir hüseyni aldı.
Ben döne döne uzak ve latif bir maziyi anlatmak isterdim, -çünkü anılar bunun içindir- elimde sevimsiz şimdiler, günler, günaydınlar var. Kötürüm bir müzisyen gibiyim, parmaklarım zihnimin isteklerini yerine getiremiyor. Beyoğlu'na gitmeliydim çok önce, şimdi çok uzakta kaldı. Kemer yakın bir tek, koşmak başka mesele. İş ona kalsa, varsıllık devri, cebimde aylık abonman, iki yüz kere iner çıkarım bu yokuşu, otobüsle, insanlar arasında, bir başıma.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder