17 Ağustos 2014 Pazar

Zeyrek Yolunda Avare Zembil




“Hal ve gidiş sıfır ya da zeyrek orta iki.”
E. Ayhan


Kapılardan geçtik, saraylar arkamızda kaldı. Ve toprağın altında. Vebanın mührü Leontios’un mührünün üzerinde.  Çıfıtın önce kapısı silindi, sonra çarşısı. Egzoz dumanları Haliç’i zincir gibi kuşatmış. Grejuvanın miskin hayaleti. Turşu suyu, biraz egzoz, biraz balık kokusu. Kül ve duman Küçükpazar’da, camları gazete kaplı bir konakta.


Oklavalar fındık fıstık eziyor. Yaz helvası Bursa bıçağıyla kesilir, Alman terazisinde tartılır, yemekten sonra yenir, hepsini biliyoruz. Ali Paşa Hanı’nda gül kokusu, hamalların ayak izleri. Kalkedon’a akşam vapuruyla lokum taşınmıyor artık. Tragedya bazen semtine uğruyor. Hamam önce kahve oldu, sonra istifhane. Duvarında bir saray kızı, çarpık elleriyle süzülüyor.


Mavi seyyar arabalar Salihli kirazı taşıyor, erikle akraba. Bekar evlerinde iki yumurta cızırtısı, baharatçı depolarında fare tıkırtısı. Köhne evler yokuşun kucağında, çamaşırlar ucuz deterjan kokuyor. Piştide kaybetmiş bir fodul, handiyse cavlak, kalan dört teli hazırolda, kağıtları tokmak gibi masaya vuruyor.  Çuhalar yeşil, sigarayla delinmiş. Çay tabağının yalnız kullanım değeri var, mülkiyeti kamu âlemin. Olmasa da kahvecilerin. Vefa’dan Küçükpazar’a, kalfadan çırağa, elden ele, karanfil gibi, taşınıvermiş.


Şepşefa kendi bile barok olduğunu bilmiyor. Çeşmedâr bahçesi asfalta gömülü. Altı silindirli Mercedes’lerle babamın dizinde çok kez kurnalarını ezmiş olmalıyım. Plakçılar ise eski ve kötü bir hikaye, kalbi Topkapı garajında yatıyor. Mefruşat yegane sebeb-i teşrif. Yeraltı geçitleri hala kötü kokuyor. Karşı kıyıya geçmeliyiz, ayaklarımız bizi Vefa’ya götürmeden.


Pantokrator’u görmeye boyumuz erişmiyor. Masrafı İrene’ye, namı Molla Zeyrek’e kalmış. Sarnıcın tekinsiz yüzü avuçlarımızın arasında. Bu solgun Bizans kırmızısı, nerede olsa kendini ifşa eder. Rivayet o ki, tüm İstanbul sarnıçları birbiriyle akraba. Su sesini duymuyoruz, dilek sikkeleri toprakla bir olmalı.


Pantakrator merdivenlerinde anason ve tütün kokusu. Bir Tekel işçisi, düşürüvermiş yılbaşı ikramiyesini. Son ikramiyesi olduğunu bilmiyor.  Zeyrekhane yokuşu karanlık, Fatih uyuyor. Avrat Pazarı’ndan işkembe kokusu geliyor. Kazım Paşa’nın evi sağa yatmış, manastır şapelinde iki ölü, nummiyle evliya.

Müderrislerle azizlerin ruhu kavgaya tutuşmuş. Allah bir, babanın kim olduğunu Allah bilir. Ha üç, ha bir, hepsi bir. Panaghia'nın yüzü sıvalar altında. Tuğlalar birbirine, o tuğlalara sarılmış. Sıbyan mollaya, molla haydara emanet. Çoğu Zeyrek Orta Okulu’nu orta ikiden terk etmiş. Zeyrek’e okul açılmaya tenezzül edilmiyor. Adı Zeyrek de olsa, Cibali de olsa, yeri Vefa’da. 


Valens Kemeri’ne Sinan’ın eli değmiş. Artık su bulamadığından, necaset taşıyor. Eski bir medrese, yanı başında, eskiden Diyojen’in kahkahasını teşhir ederdi. Şimdi yeniyetme mollalar teslim almış, emsile bina okutuyor, ucuz tarikat satıyor.  


Şikemperver miyiz? Belki. Karnımızda kelebekler var, açlıktan değil. Avrat Pazarı’nda günaha gireceğiz, peşinden kötü kahve içeceğiz. Şöhret bir vebaymış, hem cebimizi yakacak, hem işkembemizi. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder