“Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem”
A.İlhan
Ne
surlar mukaddes, ne de surlarda açılan gedikler. Sarayın burnundan müntehir
ruhların rüzgarı esiyor. En eski Yeni’de balık kokusu. Rüstem Paşa’nın çinileri
çalınmış. Tahtakale’de artık karton kösele satmıyorlar. Palamut ve simit bir
süredir yaftalı, güvercin yemi nadir bulunuyor. Sirkeci’de bir renkli çatı,
altında patır kütür damga sesleri. Pullar sararmış, masaların cilası dökülmüş.
Teraziler kendilerini tartıyor.
Khalkedon’dan vapur gelecek, epeyce vaktim
var. Bankerlerin eski alet edavatı seyirlik olmuş. Paslı kasalarda kim bilir hangi
garibanın emeğinin tortusu birikmiş. Çok rakamlı makinelerin üzerinde bir
yahudinin ince parmakları, kalan günlerini sayıyor.
Bir
başka Hamid, uzanmış yatıyor az ötede. Zarafeti has daireden, gaddarlığı
tahtından. Ellerinde bir başka Hamid’in kanı. Hamidler'in ya eli, ya boynu
kanlı. Gözdeleri yanı başımda, kapısında belediye sebili. Kötü kokuyor,
toprağından besbelli. Su soğusa da, kan soğumuyor.
Şekerciler,
lokumcular, helvacılar, durgun bir su gibi yaşıyorlar. Babam bakır dövmüyor
nicedir, şerbetçiler dolaşmıyor. Hocapaşa’da öğle hengamesi. Babıali yokuşunu
gözüm kesmiyor. Altın dizili vitrinlere gözüm, ısırgan otu satan dükkanlara
karnım tok. Kuş kafesleri uygunsuz bir kokudan ibaret. Çay ocakları bir bir
eksilmiş, vapur beklemek ciddi maharet.
Bekliyorum,
zair zuvvar olsun diye. Vapurda çay içti mi, dilbâz işportacılar limon sıktı
mı, birinin bakışlarından kaçtı mı, bilmiyorum. Şirket-i Hayriye’ye
yetişemedim, hangi vapurun nereden geldiği muamma. Korkunç insanların arasında,
korkunç balıkların kokusuyla bekliyorum. Gelince dünyada iki kişi kalacağız.
Surlardan kemerlere yürüyeceğiz, surlarla kemerleri birbirine karıştıracağız.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder